AVUSTURYA GEZİSİ
Ekonomi olarak dünya da ilk 20 de yer alıyor Avusturya ve bu da her mekana ve insana sirayet ediyor. Müreffeh yaşam standartı üzerinde ki bu ülkede oldukça rahat ve sosyal bir yaşam var. Almanya'nın karmaşa ve telaşı burada yok. İnsanlar daha bir sakin fakat biraz da kendini beğenmiş olarak ifade edilebilir ki bu yapılan bir kaç araştırmada da istatitiki olarak kanıtlandı. Avusturya Zarif bir ülke benim gözlemlediğim kadarıyla. Almanya'dan arkadaşım Hakan'ın özel aracı ile Avrupa otoyolundan hareket ederek niyetim her ne kadar Salzburg ve Viyana'yı da içeren bir tur olsa da istenmedik durumlardan dolayı sadece bir tercih yapma durumum oluştu. Ben de onu yapılacaklar listemin ilk sıralarında olan Hallstatt'dan yana kullandım. Yemyeşil tepeler ve dağlar arasında kıvrılan yolların etrafında ufak tefek göller insanı bir hayal dünyasına dalmış gibi hissettiriyor. Her yerde bir sakinlik bir ağırdan alınan ve sanki ağır ağır ilerleyen zaman katarları gibi işliyor sistem. Kimse acele etmiyor, telaş etmiyot, koşturmaca yok, gürültü patırtı yok. Arabanın camlarını da açarak fonda Loreena mc Kennitt dinlemek buralar için özel bir an oldu benim için. Yoların kıvrımları sizi zaten çok hızlı ilerlemeye pek imkan vermiyor bu da manzaranızı daha dikkatli ve daha ayrıntılı izleme imkanı veriyor. Yol kıvrıla kıvrıla Hallstatt'a vardı...
HALLSTATT GEZİSİ
İlk olarak ulaşım konusunda bilgi vermek istiyorum zira Hallstatt öyle kolay bir ulaşım noktası değil. Bir kaç tünel ile geçiş sağlanıyor hatta Salzburg yönünden giriş yaptığınızda araç parkı tüneller arasında bir bölgede. Bu tünel ise tek şeritli bir yol karşıdan bir araç geliyorsa tünel giriş çıkışında beklemek gerekiyor. Salzburg ile Graz'ı birbirine bağlayan ulusal yol üzerinde yer almakta ve 2001 yılındaki nüfus sayımı 1000 e yakın olan bir kasaba Hallstatt.
Avusturyaya ulaştıktan sonra iki şekilde Hallstatta gidebilirsiniz. Kara yolu veya tekneler ile. Zaten Viyana ve Salzburg trenle Hallstatt’a gitmek için en çok tercih edilen iki şehir.İstasyona varınca gölün karşısına geçmek için tek bir seçeneğiniz olacak; toplamda 4 dakika süren ve trenlere göre saatleri düzenlenmiş minik bir tekne. Eğer günübirlik gidiyorsanız günün ilk saatlerindeki tren ile yolculuk yapıp gününüzü verimli geçirmenizi tavsiye ederim. Tren saatlerini öğrenmek ve bilet almak için https://www.oebb.at/en
Hallstatta ulaştıktan sonra konaklamak için oldukça zor bir süreç sizi bekliyor olacak. zira kasabada ki ev otel pansiyonlar aylar değil yıllar öncesinden rezerve ediliyor. Size tavsiyem yakın köylere bakmanız veya kamping tarzında konaklama tercih etmeniz. illa otel diyorsanız da buyurun buradan bakın https://www.booking.com/searchresults.html?city=-1979686&aid=1190687&no_rooms=1&group_adults=
Tarih öncesi çağlardan kalma tuz üretimi ile bilinir ve buna Hallstatt kültürü adı verilmekte. Dünya tarihinin en eski tuz madeni burada yer almakta. Aracı otoparka bıraktıktan sonra Hallstatt gölünün bir yamacına kurulmuş olan bu küçük kasabanın nasıl bu kadar ünlü olduğunu buradan kısa bir bakışla dahi anlayabiliyor insan. Karlar ülkesi animasyon filminde ki Arendal şehrinin tam olarak burası olduğu söylendi filmin popüler dönemlerinde. Hallstatt'a en çok asyalı turistler ilgi gösteriyor. Hatta 2 Haziran 2012 tarihinde, Çin'in madencilik şirketi Minmetals Corporation'ın Çin'in Guangdong eyaletinde Huizhou'da tüm köyün tam ölçekli bir kopyasını inşa etti ve bunu tüm dünyaya duyurdu. Tüm dünya turimden gelirim olsun ne olursa olsun derken Halsstatt halkı bunun tam tersine artık yoğunluktan o kadar şikayet eder oldu ki bu konuda kasaba halkı çeşitli protestolar bile yapmaya başladı. Yaz aylarında günlük olarak toplam nüfusun 10 katına kadar ziyaretçi geldiğini düşünecek olursak haksız da sayılmazlar. Ben temmuz başında gittim Hallstat'a sabah erken saatlerde ilk olarak yürüdüm sokaklarında bir kahve içmek için mekan aradım fakat cafeler sadece kendi müşterilerine hizmet verdiğini söyleyerek bizi konuk etmedi. Büyük bir bıkkınlık ve özellikle de günübirlik ziyaretçilere karşı adeta sözleşmişcesine satış dahi yapmıyorlar. Ben orada bir cafede şef olan Türk arkadaşım Fatih ile Hallstatt hakkında gayet uzun ve güzel bir sohbet yaptık. Buradan bilgisini de vereceğim 2 yıl turizme kapatılacak bilgisini de kendisinden aldım zira rıhtım konusunda oldukça dertli Halllstatt sakinleri ve çareyi de rıhtımı komple yıkıp tekrar yapmakta bulmuşlar. Anlaşılan biraz da kafa dinlemek istiyorlar.
Hallstatt’ın önemli bir turistik yeri Tuz Madenleri. Dünya’nın en eski Tuz Madenlerinin burada bulunuyor olması zaten bu turistik yeri oldukça çekici kılıyor. Tuz Madenleri’ne çıkmak için iki seçeneğiniz var; 1 saatlik bir yürüyüş parkuru veya 3 dakikalık bir füniküler macerası. Özellikle soğuk ve yağışlı havalarda füniküler en çok tercih edilen seçenek. Toplamda 30 euro vererek fünikülerle gidip dönüyorsunuz ve Tuz madenlerini bir rehber eşliğinde geziyorsunuz.
Meydan ve sokaklarında yürümek ise size kelimenin tam manasıyla bir masal köyünü sessizlik içerisinde dolaşmanın huzurunu verecek. Tur saatleri olmadığı için ben o kadar sakin ve sessiz dolaştım ki o sokakları adeta burada sadece ben varım ve kimse de beni rahatsız etmiyor hatta etmemek için de etrafta yoklar.
Hallstatt bir çok özelliği ile ilgi çekici bir nokta. yaşayanları kadar ölenleri de ilgi çekiyor. Ölülerin konulduğu evler eskiden Alpler’in doğusunda çok yaygın iken evlerin çoğu zamanla yok olmuş. Hallstatt’daki kemik ev ise en sonunculardan biri ve içinde 1200’e yakın kafatası bulunuyor. Bu kemik ev köyün tepesinde görülen St Michael Kilisesi’nin girişinde bulunuyor. 1700’lü yıllarda zamanla mezarlıklar dolduğu için ölülerin kafataslarını ve kemiklerini çıkarıp kurutmuşlar, temizlemişler ve kafataslarını motiflerle boyamışlar. Bu kafataslarının çoğu 18nci yüzyılın sonlarına doğru boyanmış, bazısı ise 20’nci yüzyılda hala boyanmaya devam edip sergilenmiş. Buradaki en son konulan kafatası ise 1983 yılında ölen bir kadına ait. Kendisi ölmeden önce kemiklerinin ve kafatasının oraya konulmasını istemiş. Kafataslarını ve kemikleri görmek istiyorsanız buraya giriş ücreti yalnızca 1.5 euro. Bahçesi ise oldukça farklı süslemeler ile dolu mezarlarla dikkati çekiyor ama burada da bir olay var ki o da şu: Ölenler belirli bir süre için buraya defnediliyor. belirli bir zaman sonra artık mezar kısmı kazılıyor kalan kemikler vesaire varsa başka yere götürülüyor ve buraya da ölen yeni birileri gömülüyor. Oldukça değişik ve karışı bir iş. Hatta bazı mezarlarda örneğin12/05/2045 de açılsın yazılıyor o tarihe kadar bana kimse karışmasın diye not ediliyor.
Hallstatt tadına kolay kolay doyulmayacak bir yer o yüzden eğer giderseniz mutlaka birkaç gün konaklamalı gidin evleri göl kenarında kahvaltıları veya gölde yapılan etkinlikleri de yapmadan dönmeyin derim. Ben Hallstatta karşıdan bakan bir bölgede hem semaver çayı buldum Suriyeli bir arkadaştan hem de kolay kolay göllerde yüzmeyen biri olsam da burada göle girdim ve oldukça da güzel zamanlar geçirdim. Güzel bir kahvaltı da yaptık burada yanımızda ki malzemeler ile. Her yanda otantik dokulu ahşap verandaları olan evler, rengarenk boyaları ve balkonlarında ki çiçekler güller ile o kadar zarif ve abartısız duruyor ki her evin fotoğrafını videosunu çekmek istiyor insan. Bazı evlerin kapı önünde küçük bir masa iki üç sandalye ile geceden kalmış bir kaç bardak olan maslarda oturarak zar zor bulduğum kahveyi içtim. Dudaklarım kulaklarımda gülümsemeler ile kendimi akışına bıraktım sokakların. Turistlerin fotoğraflarını çektim ve zamanımı orada yaşayanların bir yılını düşünerek geçirdim. Yağmur yağan sokaklarında ıslanmak hatta kar yağan çatılarını seyretmek isterdim bu mekanın. elimde ki imkanları sonuna kadar kullanarak kalabildiğim kadar kaldım fakat kalbimin bir yerine de nakşettim Hallstatt seni. İnşallah bir gün sevdiklerimle beraber tekrar gelmek üzere vedalaştım.